tarafından eklendi tarafından eklendi

Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan
Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle…
Her sabah yeniden ezan sesiyle
Müslüman Müslüman uyanan şehir.

Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel
Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.
Şemsî Sivasî’nin mübarek türbesinde
Kandil kandil yanan şehir.

Halayların, türkülerin, çağırır beni uzaktan
Yüreğim hep, Mısmıl Irmak gibi tertemiz,
Nerde Çifte Minare’miz, Gök Medrese’miz?
Sımsıcak dualarla maziyi anan şehir…

Alaca karanlıkta yoksul kağnılar
Ağlar inim inim senin yerine
Tozlu sokaklarına, kerpiçten evlerine
Bakarak kendinden utanan şehir.

Tozunla, toprağınla, yoksul kağnılarınla
Yılın altı ayında yağıp duran karınla
Ve soğuk sularınla, serin rüzgârlarınla
Gözümde tütüyorsun can şehir.

Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir.

Kuşluk vaktine kadar geceler boyu
Savrularak okuduğum yine Şehriyar.
Ala ceylanlara benzer hep Azeri türküler
Dinlediğim tar.

Ayrılmaz başımdan bırakmaz beni artık
Selamsız sabahsız bir efkar.
Ve yüreğim bin yıllık destanlarla tutuşur
Büyür Azerbaycan kadar.

Azerbaycan: Dedem Korkut şafağı…
Mübarek dilimi süt gibi sağar.
Bazen rüzgar olur iliklerimde
Bazen yağmur gibi üstüme yağar.

Götür beni Aras! Al beni Hazar
Türk’ü Türk’ten başka şimdi kim anlar?
Yaram derin, merhemim yok, vaktim dar…
Bir destan yazar gibi yaz beni Anar!
Duy beni Bahtiyar’ Duy beni Şahmar!

Geçen zaman üstüne, dökülen kan üstüne
Kılıç- kalkan üstüne
Ve ağzı köpüren, yeleli atlar üstüne
Benim bir yeminim var:
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır
Ben Yakup gibiyim uzun yıllardır
Onda Yusuf’umun kokusu vardır.
Ve hasreti, gönlümde, büyük Türkistan kadardır
Ayettir kitabımda, bayrağımda rüzgardır
Azerbaycan yüreğimde şahdamardır.

Şimdi Azerbaycan’da mevsim bahardır
Türküleri yine, baştanbaşa efkardır
Düşlerime yağan kardır
Boynu bükük bir diyardır
Yardır…
Ağzı köpüren atlar üstüne yeminim vardır
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır.

Yolcusu yine benim bitmeyen yokuşların

Acısını ben duyarım aşklardan kopuşların.

Çığlık çığlık uçup giden yorgun kuşların

Kanadı yine benim.

Hesabı benden sorulur karanlık zamanların

Dehşetini ben duyarım akıtılan kanların

Bir kuş vurulur gibi vurulan insanların

Meçhul adı yine benim.

Değişmez çizgisi büyük kaderin

İçimde bir yara: derin mi derin

Her taraftan yıkılmış yetimler mahşerinin

Feryadı yine benim.

Kimse farkında değil çıplak ayaklarımın

Boynu bükük, hüzünlü, esir bayraklarımın

Bire iki-üç veren susuz topraklarımın

Hasadı yine benim.

Çilesi benim çilemdir bütün kulların

Terk edilmiş kızların, günahkâr oğulların

Soğan ekmeğe hasret yaşayan yoksulların

Ağız tadı yine benim.

Gönlüm baştan başa aşk ve merhamet

Bir gölgedir önümde ardımda gurbet

Bütün yavukluların sevdalıların elbet

Muradı yine benim.

Arefe gününde bir taze mezar.

Öylesine boynu bükük, yalnız, çaresiz…

Yönelmiş bir köşede tek başına Allah’a

Dokunsam doğrulacak sanki altında yatan

Toprağı nemli daha.

Ve bir adam çömelmiş mezarın baş ucuna

Bir elinde buruşuk bir beyaz mendil

Diğerinde açılmış Kur’an-ı Kerim

Okuyor mu ağlıyor mu hiç belli değil.

Ah sormayın kimdir bu bayramlara çıkmayan

Acısı içimde ayrı bir gamdır.

O toprakta yatan kız kardeşimdir.

Kur’an okuyan babamdır.

(Kapak fotoğrafı mosquesty sayfasından alıntıdır)

Sivaslı Üstad Yavuz Bülent Bakilerin en çok bilinen 3 şiirini sizler için derledik. Bundan sonra şairlerimizin tanıtımına daha çok yer vereceğiz inşallah, iyi seyirler 🙂


1.Şaşırdım Kaldım İşte Bilmem Ki Nemsin

Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla
Bazen sessiz sevdasın
İpekten kanatlarla

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun
En serin imbatlarda
Adını yazıyorum
Bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla

Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle
Öldür bendeki beni
Sonra dirilt kendinle
Çarpsam kara sevdayı
En azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı
Anlarsın kemendinle


Kaç defa çıkıp gittim
Buralardan yeminle
Ama her defasında
Geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür
Nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle

Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin
Bazen kız kardeşimsin
Bazen öp öz annemsin
Sultanımsın susunca
Konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim
Burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran
Sonsuzluk dairemsin

Çaresizim çaremsin
Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin

2. Sen Sen Sen

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter

Huzur ellerinin güzelliğidir
Gözlerin karşımda mutluluk denizi
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter


Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm
Bende sabır sende naz
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün
Sende karar kıldığını
Ve içimin şerha şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek
Eğilsen yeter


3. Anadolu

Ben Anadoluyum
Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç

Şükrederek, kalktığım sofralarımda
Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç

Hastalarım vardı ölüm yataklarında
Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç

Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç…

Devlet denince hep vergi geldi aklıma
Jandarma deyince kırbaç


En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti
Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç

Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında
Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç

Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç

Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ
Alın terine muhtaç

Ben Anadoluyum, acılı, mahzun
Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç

Translate »