tarafından eklendi tarafından eklendi

Tarihi kaynaklara baktığımızda birçok devlet ve topluluk zaman içerisinde farklı semboller kullanmıştır. Ok ve yay gibi eski zamanların popüler olan silahları genellikle devlet armalarında çokça bulunmuştur. Ancak çeşitli hayvan figürlerinin de eski uygarlıkların ruhunu yansıtan bayraklarında kullanıldığı da çokça görülmüştür. Bu yazımızda Büyük Selçuklu Devletinin simgesi olan ve Sivas için oldukça önem ifade etmekte olan Çift Başlı Kartalı inceleyeceğiz.

Çift Başlı Kartal’ın Kökeni Nedir?

Eski Çağ’dan itibaren bilinen bu sembolü ilk olarak Hititlilerin kullanmaya başladığı çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Hatta Sümerler’de de bu sembole önemli bir değer verildiği bilinmektedir. İlerleyen zamanda Çift Başlı Kartal, ihtişamlı görünümü ve bir o kadar da esrarengiz olan yapısı ile Medeniyetler arasında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Orta Asya ve Eski Türk toplumlarında mihenk taşı olan bu figür günümüzde halen popülerliğini korumaktadır.

Çift Başlı Kartal’ın Anlamı Nedir?

Oldukça sıradışı bir görüntüsü olan bu sembol hakkında en çok merak edilen şeylerden biri de ne anlama geldiği olmaktadır. Çift Başlı Kartal figürünün anlamı hakkında çeşitli yorumlar olsa da tarih araştırmacılarının söylediğine göre bu işaretin net olarak ne anlama geldiği henüz bilinmiyor.

Bakalım ilerleyen günlerde bu esrarengiz işaretin sırrı çözülebilecek mi?

Türk Toplumunda Çift Başlı Kartal

 Büyük Selçuklu İmparatorluğunun bayrağında Çift Başlı Kartal simgesi ve ok – yay ikilisi bulunmaktadır. Sivas ilimizde bulunan Divriği Ulu Camii’nde de Çift Başlı Kartal İşareti bulunmaktadır. Ayrıca Sivas Valiliğinin logosunda da bu sembol uzun yıllardır yer almaktadır. Selçuklu Devletinin izlerini taşıyan Buruciye Medresesi, Çifte Minareli Medrese, Sivas Kongre Binası, Şifaiye Medresesi ve Gök Medrese gibi önemli yapıların da Sivas’ta bulunduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca Polis Teşkilatımızın logosunda da  kartal sembolü yer almaktadır.

Konyaspor, BB Erzurumspor, Yeni Çorumspor ve İhsaniye Gençlerbirliği gibi Türk futbol kulüpleri de Çift Başlı Kartal’ın ihtişamıyla logolarını süslemişlerdir.

Ayrıca şanlı Türk Polis Teşkilatımızın logosunda da Çift Başlı Kartal’ın bulunduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Bu yazımızda Türk – Müslüman topluluklarının yanı sıra geçmişte ve günümüzde birçok uygarlık tarafından önemli görülen Çift Başlı Kartal hakkında çeşitli bilgiler vermeye çalıştık. Umarım bilgilendirici olmuşturuz 🙂

Karabağ Hasreti

-1-
Şimdi uzaklarda kalan bir şehir vardır
Camileri yıkılmış, minareleri yarım
Bu şehrin çilesini ben çekerim yıllardır
Hasretimi ben duyarım.

Şimdi uzaklarda kalan bir şehir vardır
Ki sızlatır yüreğimi yıllardan beri
Vatan olmasına vatan Anadolucasına
Ama vatan haritamda yok yeri.

Güzelim türküleri türkülerimiz gibidir
Ve kalpaklı, bindallı oyunlarını balam
Bilenlerimiz bilir.
Bir gün bir selâm gitse Anadolumdan
O şehirden sımsıcak bin selâm gelir.

-2-

Balam balam diyerek, okşardı beni anam
Anam’ın dizlerinde ben Hazar’ı yaşadım
Hazar’ın diliyle benim dilim bir
Hazar, şimdi yere inmiş bulutlar mahşeridir.

Ve Karabağ çekik gözlü bir Türkmen kızı gibi
Hazar’ın yakınında mahzun güzelliğiyle
Dedem Hacı Murat’ın destan şehridir.
Çağrılsam yollarına düşebilirim.

Toprağına bayraklarla girebilirim
Karasevdalılar gibi hasretim Karabağ’a
Uğruna ölebilirim.
Bir gün biterse her şey Karabağ’ı görmeden
İstemem bandolar, büyük çelenkler…
Allah’ım ruhuma biraz sükun ver!
Üstüme okunmuş birkaç avuç mübârek
Karabağ toprağından serpilse yeter.

Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır

Kuşluk vaktine kadar geceler boyu
Savrularak okuduğum yine Şehriyar.
Ala ceylanlara benzer hep Azerî türküler
Dinlediğim tar.

Ayrılmaz başımdan, bırakmaz beni artık
Selâmsız, sabahsız bir efkâr.
Ve yüreğim bin yıllık destanlarla tutuşur
Büyür Azerbaycan kadar!

Azerbaycan: Dedem Korkut şafağı
Mübârek dilimi süt gibi sağar.
Bâzen rüzgâr olur iliklerimde
Bâzen yağmur gibi üstüme yağar.
Götür beni Aras, al beni Hazar!
Türk’ü Türk’ten başka şimdi kim anlar.
Yaram derin, merhemim yok, vaktim dar
Bir destan yazar gibi yaz beni Anar!
Duy beni Bahtiyar! Duy beni Şahmar!

Geçen zaman üstüne, dökülen kan üstüne
Kılıç-kalkan üstüne
Ve ağzı köpüren yeleli atlar üstüne
Benim bir yeminim var:

Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır
Ben Yakub gibiyim uzun yıllardır.
Onda Yusuf’umun kokusu vardır.
Ve hasreti gönlümde büyük
Türkistan kadardır.
Ayettir kitabımda, bayrağımda rüzgârdır
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır.

Şimdi Azerbaycan’da mevsim bahardır
Ama türküleri yine, baştan başa efkârdır…
Düşlerime yağan kardır.
Boynu bükük bir diyardır!..
Yardır…
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır.

Azerbaycan

Adına el-pençe divan durduğum
Bin yıllık karasevdamız, ilahimiz, ülkümüz
Türküler söyleyerek içimde gece gündüz
Bir çalar saat gibi kurduğum:
Azerbaycan.


Anamın göz yaşında, kuşların kanadında
Bir iftar sofrasında, içtiğim suyun tadında
Kızımın türkü gibi güzel Aybala adında
Yıllar boyu arayıp durduğum: Azerbaycan

Daha fazlası için bakınız https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/258406

Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan
Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle…
Her sabah yeniden ezan sesiyle
Müslüman Müslüman uyanan şehir.

Bir Selçuklu nakışında seni bulmak ne güzel
Ne güzel seni duymak bir ney sesinde.
Şemsî Sivasî’nin mübarek türbesinde
Kandil kandil yanan şehir.

Halayların, türkülerin, çağırır beni uzaktan
Yüreğim hep, Mısmıl Irmak gibi tertemiz,
Nerde Çifte Minare’miz, Gök Medrese’miz?
Sımsıcak dualarla maziyi anan şehir…

Alaca karanlıkta yoksul kağnılar
Ağlar inim inim senin yerine
Tozlu sokaklarına, kerpiçten evlerine
Bakarak kendinden utanan şehir.

Tozunla, toprağınla, yoksul kağnılarınla
Yılın altı ayında yağıp duran karınla
Ve soğuk sularınla, serin rüzgârlarınla
Gözümde tütüyorsun can şehir.

Bir gün bir derviş gibi çıkıp gelirsem eğer
Görürsem bir daha gönül gözüyle seni.
Anla bir rüzgâr gibi yüreğimden geçeni.
Ve sonra anam gibi sar beni Sultan şehir.

Kuşluk vaktine kadar geceler boyu
Savrularak okuduğum yine Şehriyar.
Ala ceylanlara benzer hep Azeri türküler
Dinlediğim tar.

Ayrılmaz başımdan bırakmaz beni artık
Selamsız sabahsız bir efkar.
Ve yüreğim bin yıllık destanlarla tutuşur
Büyür Azerbaycan kadar.

Azerbaycan: Dedem Korkut şafağı…
Mübarek dilimi süt gibi sağar.
Bazen rüzgar olur iliklerimde
Bazen yağmur gibi üstüme yağar.

Götür beni Aras! Al beni Hazar
Türk’ü Türk’ten başka şimdi kim anlar?
Yaram derin, merhemim yok, vaktim dar…
Bir destan yazar gibi yaz beni Anar!
Duy beni Bahtiyar’ Duy beni Şahmar!

Geçen zaman üstüne, dökülen kan üstüne
Kılıç- kalkan üstüne
Ve ağzı köpüren, yeleli atlar üstüne
Benim bir yeminim var:
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır
Ben Yakup gibiyim uzun yıllardır
Onda Yusuf’umun kokusu vardır.
Ve hasreti, gönlümde, büyük Türkistan kadardır
Ayettir kitabımda, bayrağımda rüzgardır
Azerbaycan yüreğimde şahdamardır.

Şimdi Azerbaycan’da mevsim bahardır
Türküleri yine, baştanbaşa efkardır
Düşlerime yağan kardır
Boynu bükük bir diyardır
Yardır…
Ağzı köpüren atlar üstüne yeminim vardır
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır.

Yolcusu yine benim bitmeyen yokuşların

Acısını ben duyarım aşklardan kopuşların.

Çığlık çığlık uçup giden yorgun kuşların

Kanadı yine benim.

Hesabı benden sorulur karanlık zamanların

Dehşetini ben duyarım akıtılan kanların

Bir kuş vurulur gibi vurulan insanların

Meçhul adı yine benim.

Değişmez çizgisi büyük kaderin

İçimde bir yara: derin mi derin

Her taraftan yıkılmış yetimler mahşerinin

Feryadı yine benim.

Kimse farkında değil çıplak ayaklarımın

Boynu bükük, hüzünlü, esir bayraklarımın

Bire iki-üç veren susuz topraklarımın

Hasadı yine benim.

Çilesi benim çilemdir bütün kulların

Terk edilmiş kızların, günahkâr oğulların

Soğan ekmeğe hasret yaşayan yoksulların

Ağız tadı yine benim.

Gönlüm baştan başa aşk ve merhamet

Bir gölgedir önümde ardımda gurbet

Bütün yavukluların sevdalıların elbet

Muradı yine benim.

Arefe gününde bir taze mezar.

Öylesine boynu bükük, yalnız, çaresiz…

Yönelmiş bir köşede tek başına Allah’a

Dokunsam doğrulacak sanki altında yatan

Toprağı nemli daha.

Ve bir adam çömelmiş mezarın baş ucuna

Bir elinde buruşuk bir beyaz mendil

Diğerinde açılmış Kur’an-ı Kerim

Okuyor mu ağlıyor mu hiç belli değil.

Ah sormayın kimdir bu bayramlara çıkmayan

Acısı içimde ayrı bir gamdır.

O toprakta yatan kız kardeşimdir.

Kur’an okuyan babamdır.

(Kapak fotoğrafı mosquesty sayfasından alıntıdır)

Sivaslı Üstad Yavuz Bülent Bakilerin en çok bilinen 3 şiirini sizler için derledik. Bundan sonra şairlerimizin tanıtımına daha çok yer vereceğiz inşallah, iyi seyirler 🙂


1.Şaşırdım Kaldım İşte Bilmem Ki Nemsin

Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla
Bazen sessiz sevdasın
İpekten kanatlarla

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun
En serin imbatlarda
Adını yazıyorum
Bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla

Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle
Öldür bendeki beni
Sonra dirilt kendinle
Çarpsam kara sevdayı
En azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı
Anlarsın kemendinle


Kaç defa çıkıp gittim
Buralardan yeminle
Ama her defasında
Geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür
Nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle

Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin
Bazen kız kardeşimsin
Bazen öp öz annemsin
Sultanımsın susunca
Konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim
Burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran
Sonsuzluk dairemsin

Çaresizim çaremsin
Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin

2. Sen Sen Sen

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter

Huzur ellerinin güzelliğidir
Gözlerin karşımda mutluluk denizi
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter


Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm
Bende sabır sende naz
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün
Sende karar kıldığını
Ve içimin şerha şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek
Eğilsen yeter


3. Anadolu

Ben Anadoluyum
Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç

Şükrederek, kalktığım sofralarımda
Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç

Hastalarım vardı ölüm yataklarında
Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç

Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç…

Devlet denince hep vergi geldi aklıma
Jandarma deyince kırbaç


En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti
Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç

Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında
Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç

Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç

Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ
Alın terine muhtaç

Ben Anadoluyum, acılı, mahzun
Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç

Kısa Bir Özgeçmiş

Üstâd Yavuz Bülent Bakiler, 23 Nisan 1936’da (83 yaşında) Sivas’ın güzide bir evinde dünyaya gelmiştir. Ailesi aslen Azerbaycan göçmenidir. Üniversiteye kadar 3 ilde eğitim gördü: Sivas, Gaziantep ve Malatya.

1960’ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirip iş hayatına adım attı ve çeşitli gazetelerde, dergilerde sayısız eserler yayınladı.

Eserleri

  • ŞİİR: Yalnızlık (1962), Duvak (1971), Seninle (1986), Harman (2003).
  • ANTOLOJİ: Sivas’a Şiir (1973), Şiirimizde Ana (1976)
  • GEZİ: Üsküp’ten Kosova’ya (1979), Türkistan Türkistan (1986)
  • DENEME-İNCELEME: Sözün Doğrusu I (2002), Sözün Doğrusu II (2002)
  • BİYOGRAFİ: Aşık Veysel (1986), Mehmet Akif Ersoy (1990)
  • SADELEŞTİRME: (Oyun, Bahtiyar Vahapzade’den) Feryat (manzum,1991), Nereye Gidiyor Bu Dünya (1991), İkinci Ses (1991), Özümüzü Kesen Kılıç-Göktürkler (1998; oyn. DT Şinasi Sahnesi, 2000-2001)

Alıntılar @YavuzBakiler sayfasından alınmıştır.

29 Alıntı Listesi

1) Bir Sivas kilimi dokur gibi gönlümce

Renk renk, nakış nakış seni dokudum

2) Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve gafletten doğacak felâket azalmaz.

3) Dökemiyorsam eğer içimi bir bir,

Konuşamıyorsam,

Susuyorsam,

Gidemiyorsam;

Seni sevdiğim içindir…

4) Beni böyle ağlatan yüreğimdeki gamdır.

5) Avrupa’yı Avrupa yapan düşünce fâtihleriyle temasımız yasaktı. Türkçe konuşan birer Fransızdık. Genç Batı’nın her nazına, her cilvesine katlanan, ihtiyar birer âşık olduk.

6) Mesele görmeyen gözle gündüz ve geceyi hissettirmek…

7) Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkar

Ve yine içimde şarkılı sesin

8) İnanmak başka, bilmek başkadır.

9) Hazine sandığına oturmuş dilencilik yapıyoruz.

10) Ey tastaki su, gökteki kuş, daldaki nar…

Yıllar yılı tadına doyamadığım bahar,

İçimde ihtilâl var

Belki de çıkmam sabaha!

11) Zengin ve güzel bir dilin yoksul ve çirkin kullanıcıları olduk.

12) Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün

Sende karar kıldığını

Ve içimin şerha şerha yarıldığını,

Sen bilsen yeter…

13) Bir milletin dili, o milletin âdeta şah damardır. Varlık sebebidir. Bir milletin dili, yüzlerce yılın, binlerce yılın eseridir.

14) Yalnızım.

Gündüzler, geceler boyu yalnız

15) Benim gönlüm herkesin gezip tozacağı oturup kalkacağı bir panayır yeri değildir.

16) Gel gitme çocuk!

Gel unuttur biraz çirkinliğimi…

17) Bilim adamları diyorlar ki; “Aklımızın çalışması, zekâmızın artması kitap okumamıza, araştırmamıza bağlıdır.”

18) Çıkıp gitsem diyorum şimdi bir gece

Hiç kimse bilmese yerimi…

19) Dünyada eken ahirette biçer.

20) Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım

Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen

Durgun sular gibi azalacağım

Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen…

21) Bir ülkede eğitimin yabancı dille yapılması, o ülkenin yavaş yavaş bir sömürge kültürüyle, sömürgeleşmeye başlaması demektir.

22) Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

23) Türkçemiz dün, Arapça ve Farsça kelimelerin taarruzundaydı. Bugün İngilizce, Fransızca, Latince gibi Batı dillerinin büyük baskısı altında. Bir takım çevreler, Türkiye’yi adeta bir sömürge devleti hâline getirmek istiyorlar.

24) O tezek topladığım kırlar, yaylalar…

Başına oturduğum, ekmek yediğim tandır.

Türkiyem, anayurdum, sebebim, çârem…

Taşına, toprağına vurgunluğum bundandır…

25) Ülkümüz göklerde dalgalanan bir bayrak, Allah’ın huzurunda eğiliriz biz ancak!

26) İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz…

Geri dönen hangi güvercinin var?

Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?

Demedim mi aklım, inanma!

27) Ruh için ölmez derler. Ölmez mi? Allah ile biliş tutmamış her ruh zaten ölüdür. Hakk’tan ırak olan ruh yaşar mı ki ölsün!

28) Ne güzel seni sevmek böyle uzaktan

Ve seni düşünmek bir çocuk hevesiyle

29) Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra, en büyük suç, dilinin çiğnenmesidir!

Translate »