Korona’dan Kafamız Karıştı!

Vaka, hasta, semptom, asemptom, semptomu olmayan ama vaka olan, hasta olmayan ama korona olan, pik, ikinci dalga, filyasyon… Hayatımıza her geçen gün farklı kavramlar giriyor ve haliyle kafamız bir hayli karışıyor. Gelin bu kavramların ne anlama geldiğine ve koronanın ülkemizdeki kronolojisine kısaca bakalım:

*

Türkiye’de ilk Covid-19 vakası 11 Mart ‘ta açıklandı. Bu tarihten itibaren hızla yasaklar ve kısıtlamalar gelmesine rağmen salgının yayılması durdurulamadı ve vaka sayısı her gün katlanarak artmaya devam etti.

*

11 Nisan tarihinde 5.138 vakayla salgın “pik” yaptı. Bu, Türkiye’de bu zamanlarda görülen en fazla vaka sayısı demekti.

*

18 Nisan’da, yani salgının hızla yayıldığı zamanlarda, gazetelerde Turizm Bakanının: “Mayıs sonuna doğru normalleşme başlayabilir ve iç turizm canlanabilir” tahmini geniş yankı buldu.

*

*

*

21 Nisan’da 4611 olan vaka sayısı, ertesi gün bir anda 3083‘e, 27 Nisan’da ise 2131‘e düştü. Turizm Bakanımızın öngörüsünden sonra vaka sayımız yarı yarıyadan bile fazla düşmüştü. Böyle giderse mayısta hayat gerçekten normale dönebilirdi…

*

Öyle de oldu. Mayısta vakalar uzun zaman sonra 2 binin altına indi ve bu aydaki 1-2 artış dışında yaz aylarının tamamında 2 binin altında devam etti. Kısıtlamalar yavaş yavaş kaldırıldı, hayat “yeni normal” adı altında, eskisinden pek de farklı olmayan haline hızla döndü…

Yaz aylarında, hem iç hem de dış turizm canlanmasına rağmen korkulan olmadı ve salgın, en azından sayılar bakımından kontrol altında tutuldu.

*

*

Hayat iyice normale dönmüşken dikkatli gözlerden bir şey kaçmadı. 28 Temmuz tarihinde 963 olan “vaka” sayısı, 29 Temmuz’da yerini 942 “hastaya” bırakmıştı. Vaka-hasta basit bir değişiklik miydi? 

*

İkisi arasındaki ayrımı Sağlık Bakanı aylar sonra: “29 Temmuz’dan itibaren tablomuzda sadece semptomu olan kişileri eklemeye başladık” diyerek açıkladı. Bu, hastaneye yatan veya yatmasa bile belirli başlı şikayeti olan kişi sayısı demekti.

Peki korona, bilim kurulunun da sık sık söylediği gibi büyük oranda asemptomatik yayıldığı için tehlikeli değil miydi? Yani sadeleştirirsek, hastalığı geçirenlerin büyük çoğunluğu herhangi bir şikayet yaşamadığı için hasta olduklarından haberdar bile olmuyor, bu yüzden de hastalığı kolayca yaymıyorlar mıydı? Bu durumda hasta sayısı, vaka sayısının en az 4’te 1’ine düşmesi gerekmez miydi? (Çeşitli yerlerde semptomsuz kişi sayısı yaklaşık %80 olarak geçtiğinden)

Nitekim dün uzun zaman sonra açıklanan vaka sayısı da 28.351 ile “6.814 olan hasta” sayısının yaklaşık 4 katıydı.

*

*

*

Korona kronolojisini ve bazı kavramları açıklamayı kendimce bitirmişken şunlara da değinmeden edemeyeceğim. Garip bir süreç yaşadık ve hala da yaşıyoruz:

*

Bilim kurulunda olduğunu iddia eden bazı profesörlerin; maske takalım, sadece hastalar maske taksın, açık havada maske takılmasın, izolasyon süresi 1 hafta olmalı, 21 gün bile yetmez, virüs havada asılı kalıyor, hayır kalmaz, çocuklar açısından risk yok, çocuklar hastalığı en fazla yayan yaş grubu gibi birbirinden farklı açıklamaları…

*

Maskelerin önce PTT ile verilecek denmesi, sonra muhtarlıktan alınacak diye açıklanması, bir bedava- bir paralı olması, eczaneden alınması, markette satılamaması…

*

Hasta olduğu halde düğün düğün gezenler, maskeyi kol aksesuarı haline getirenler, bana bir şey olmaz diyenler, yerde bulduğu maskeyi takanlar, huharca parti yapıp abartmayın partide sadece 10 kişiye bulaşmış diyenler…

*

Türk Tabipler Birliği’nin gerçek rakamları açıklayın, bizim elimizdeki verilere göre durum vahim demeçleri…

*

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının sadece İstanbulda, ülke geneli için toplam açıklanan vefattan daha fazla sayıda bulaşıcı hastalıklardan vefat eden var, söylemi…

*

Kısıtlamaların üniversiteye giriş sınavında sorulan matematik problemleri tadındaki karmaşıklığı…

*

Ve daha aklıma gelmeyen diğer onlarca garip olay…

*

Tüm bunları yazarken sık sık “yahu sanki bir şeyler yanlış gitmiş” diye düşündüm. Sanki tezatlıklarla dolu bir skecin içindeyim de arkadan Yılmaz Erdoğan çıkacak ve “zil diyenler” diye soracak gibi. Keşke öyle olsa da uzaktan oldukça hoş gelen o sesin alarm için olmadığını bilsek… Çünkü okuyunca skeç on numara, oyuncular mükemmel ama yaşayınca pek de güldürmüyor…

*

Bu vesileyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Hastalara da Rabbim tez zamanda şifalar nasip etsin inşallah. Lütfen temizlik, maske, mesafe kuralına uyalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Translate »